1947’de, İstanbul’un en kötüğü gibi görünen bir
mahallede, 23 yaşındaki Meryem doktorluk
sınavını geçer. Devlet, onu yeni açılan Ege
Hastanesi’ne gönderir — bu hastane, ilk kez
kadın doktorun çalışacağı devlet kurumu olur.
Yeni bir dünya değil, bir deneme: kadınlar hâlâ
doktor olamaz, ama şehir kendi işini yaparken,
kimse "gözlem" demez.
Meryem, sadece hasta bakımı değil, oda
değişimleri, kılık değişimi, kadınlara ayrılmış
yatak sıralarıyla da tanışır. Hastane,
1930’ların modernleşme reformlarının
gölgesindeyken, hem Osmanlı’nın eski düzenini
hem de yeni Türk milliyetçiliğinin baskısını
taşıyor. Her doktor, bir "kayıt" alır;
kayıtlı
olmayan kişi, tıbbi görevi kabul edilemez. Bu
kayıt, tek bir yerde tutulur: Adli Tıp
Şube’sinde.
Meryem’in karnı ağrıdığı sabah, bir erkek
bulaşma vidası ile birlikte kanlı bir defter
bulur. Defter, bir aileye ait: Çavuşoğlu. O adı
bilinmeyen bir isim, ama defterin son sayfasında,
“Meryem’le nikâh töreni 15 Nisan 1945” yazıyor.
Meryem, bu tarihten önce doğmamıştır.
Defterdeki resimlerde, bir kadın – Meryem’e
benzeyen – bir elbiseyle, ailesiyle bir köyde,
bir kilisede duruyor. Ama bu köy, 1945’te
silinmiş. Bir taşınma planı. Aile, kentten
uzaklaşırken, Meryem’in adı alınmış, bir başka
kızla değiştirilmiş. Zorla evlilik, bir “devlet
mülkünü koruma” aracıdır: devlet, geleneksel
aileleri kurtarmak için, “bağlı” kadınları kent
merkezine getirir.
Meryem, bu defteri göstermek istemiyor. Çünkü
aynı gün, kendisini tanımak için hastanede
çalışan bir başkan yardımcısı, “Sizin babanız,
sizinle ilgili bir belgeyi imzalamıştı. Gecikme
yok.” der. O an, doktorluk lisansının üstüne
“Yabancı Sistem” imzası atılmış. Bu imza, bir
kılavuz değil, bir mahkûmiyet.
İlk kez, Meryem, hastanenin bodrum katındaki bir
kapıyı açar. Kapının ardında, 36 kadın,
toplanmış. Hepsi aynı doğum tarihine sahip.
Hepsi aynı adı taşıyor. Hepsi “gizli kimlik”
olarak, 1945’te evlenip kentin dışına sürülmüş.
Ancak hepsi, yıllar sonra, “kader bağlanmıştır”
diye, doktorluk okuluna çağrıldı.
Hastane, kentteki toplumsal dönüşümün merkezidir:
artık doktor olmak, sadece bir meslek değil, bir
kimlik. Kimliği silinmiş olanlar, doktor olamaz.
Doktor olabilenler, kendi geçmişlerini
unutmuşlardır.
Gece, saat 03:17’de, Meryem, defteri alır ve bir
koltuğa oturur. Uzunca bir süre sessizce bakar.
Sonra, kapıyı kapatır. Hepsine ulaşacak bir
listeye yazmaya başlar: “Çavuşoğlu Meryem,
1945’ten beri hayatta. Evlilik dışı. Doktor.
Kayıtlı.”
Sabah, hastanenin girişinde, bir kadın daha
görünür. Ellerinde eşyalar, gözlerinde bir
belirsizlik. Meryem, ona dokunur. Parmaklarını
yakalar. Ses çıkarmaz. Sadece başını sallar.
O gün, Meryem, kendi yazdığı listedeki ilk ismi
siler.
Bu doktor, artık doktor değil.
Karanlık, bir şeyi gölgeler.
Ama bir şey, birinci adım oldu.


