Yakın Geçmiş'te, bir hastane binasının dördüncü

katında çalışan hemşire, gece nöbetinde yatak

odasına girdiğinde zorla evlendirilmiş bir erkek

ile karşılaştı. Onun adı, gizli bir sözleşmeli

nikah altında, başka bir isimle kayıtlıydı.

Hemşirenin görevi, onu sadece gözlemekti — ama o,

yalnızca başını öne eğip geçti.

Erkeğin kimliği, bir mafya ailesine bağlı olduğu

anlaşıldı. Hemşire, bu durumu fark edince,

onunla gizlice konuşmak istedi. Ancak bir gün, o,

kendi kimliğini değiştirmişti. Kimi, ona "

Ahmet"

diye seslendi; kimi, "Cemal" dedi.

Hemşire, bu

çatışmayı nasıl çözmemesi gerektiğini anladı:

kimlik değişimi, sadece kurtuluş değil, aynı

zamanda hapse de sokabilirdi.

Hemşire, erkeğin gizli geçmişini öğrenmek için

bir dosyayı ele geçirdi. İçinde, eski bir ad,

bir suç kaydı ve bir intikam planı vardı.

Erkeğin önceki hayatı, bir aile entrikasıyla

boğulmuştu. Hemşire, bu bilgiyi kullanarak onu

korumaya karar verdi. Ama bu, onun da kendi

kaderini değiştirecekti.

Bir akşam, hemşire, erkeği bir köprüde bekledi.

Ona, ne olduğunu anlatmak istedi. Erkeğin yüzü,

ışığın altında birdenbire değişti. Hemşire, bu

anı kendi ruh eşini bulduğunu fark etti. Ama

köprünün dibinde, bir silah sesi patladı.

Hemşire, o an kendini korumak için elini uzattı.

Erkeğin göğsüne doğru bir vuruş duydular.

Sonra, hiçbir şey kalmadı. Sadece suyun

sessizliği, köprünün altındaki gölgeler ve

hemşirenin kalbi. Hemşire, artık yalnızca kendi

ruh eşini aramakla kalmadı; aynı zamanda, kendi

kimliğini de yeniden tanımlamak zorunda kaldı.