Karaçanlı köyü, kıyamet sonrası zifiri
karanlıkta kaybolur. Sadece bir tek ışık kalır:
kuyunun dibindeki eski tapınak. Bir adam, dört
yıl önce kaybolmuş olan kız kardeşinin izini
sürer.
Erkek adayı, bir askeri yerleşim yerinde yaralı
olarak bulunur. Gözlerini açtığında, onu kimin
götürdüğü bilinmez. Kollarında yeni bir numara,
kıyafetinde yabancı bir logosu.
Mirasyedi, bu karanlıkta sadece kimsenin eline
geçemeyen bir şeydir. Tapınakta bulunan antik
kitaplar, her geçen gün daha fazla ses çıkarır.
Adam, kendi ismini unuturken, başka biri onun
yerine geçer.
Güç uyanışı, tapınakta başlayan bir bataklık
gibi yayılır. Kimi korkar, kimi hedef alır.
Adamlar, birbirlerini öldürürken, kuyuya
inenlerin geri dönüşü yoktur.
Sadık koruma, bir başkasının kaderini
kollamaktır. Adam, kendi hayatını kaybetmeden
önce, kuyudaki sesi duyan bir kadınla tanışır.
Onun gözlerinde, geçmişte kaybolmuş bir aile
parçası vardır.
Gerilimli, bu karanlıkta her adım bir cesetle
karışır. Adam, kuyuya iner. Dönerken, kendi
gölgesiyle aynı anda gelir.
Kuyunun dibinde, mirasın sahibi olmak için
ölümler yeter. Adam, kendi cesedini bulur. Ancak
o, artık onun değil, başka birinin gövdesindedir.
Karaçanlı köyü, sonsuza dek karanlıkta kalmaz.
Işık, kuyudan çıkar. Ama o ışık, onların
kendilerini tanımasından önce gelir.


