İstanbul’un yeniden inşa edildiği 2041’de, şehir
rüzgârın geçtiği yerlerden başlayıp tıkanmış
sokaklara kadar yıkımın gölgesindeydi. Yeraltı
kanalları, eski metro istasyonları, bina
kalıntılarının arasından yeni bir toplum
yükseliyor, ama her biri sadece bir “kabak”
değil; ayakta durmak için bir adama sahip olmak
zorundaydı. Sistem, yalnızca en güçlü ve en az
vicdansızın hayatta kalmasını sağlıyordu: bu
sistemde, kimin ne yaptığını öğrenmek, bir tür
korkuyla aynı şeydi.
Yeni bir ihale, Marmara Kentsel Yenileme
Projesi’nin temel taşını belirlemek üzere açıldı.
Ama bu ihale, binlerce yıllık arkeolojik
alanların üstüne kurulacak bir şantiye değil,
bir kötülük kuyusuymuş gibi görünüyordu. İş
dünyasının en gizli kılıklı adamı, Halil Bey,
tek bir şartla koydu: “Bir kere bile yanılma
hakkım yok.”
O, bir zamanlar karısının cinayetini izleyen
biriymiş, ama onu öyle bir hafızaya dökmüş ki,
onun anısını taşıyan her şey, o ana dönmekteydi.
Bu ihalede, bir aile evinin eski kütüğüyle karşı
karşıya geldi. Karısı, bu evin mimarlık raporunu
tutmuş, “bir nesil boyu sadece bir ses” diye
yazmıştı. O kütük, bugün sadece bir ihale
dosyası değil; bir intikam eldiveni.
İhalede rakip firmalar, her seferinde bir
uyuşturucu paketiyle ya da bir doktorun
imzasıyla ileri sürülen bir alımla ortaya
çıkıyordu. Fakat Halil Bey, bir kez yanlış
verilen bir teklifle, tüm sistemlerin “kimse
bilmiyor ama hepsi biliyor” dediği bir duyguya
kapılıyor. Hemen ardından, bir memur, kendisine
“Sizin dosyanızda bir yasak var” demişti. O anda,
ihale kuralı – “İşyeri, sadece bir kişiye mahsus
olarak açılır” – devreye giriyor.
Bu kural, bir defa uygulanmazsa, tüm projeye
“sosyal kırılma” denir. Ve bu, herkesin kendi
adamlarını öldürmesi anlamına geliyordu.
Halil Bey, bir saat içinde bir plan yapar.
İhaleye, kendi şirketinin adı yerine, karısının
adını koymak suretiyle doğrudan başvurur.
Başvuru, “Ailesi tarafından korunan bir girişim”
olarak kabul edilir. Bu, bir kurallı kaçış değil;
bir mecburiyet.
Saat 23.47’de, projenin final kararı verilirken,
bir anlama gelir: Halil Bey’in dosyası, geçmişte
“gizli kimlik” ile atanmış bir idari görevde,
bir askeri komutanın ailesinin ismini kaydetmiş.
Bu, bir yasak, çünkü “gizli kimlik” kullanmak,
artık bir cinsel suç sayılmaz, ama bir “özgür
irade ihlali” sayılır.
İhale kazanan firma, Halil Bey’in eşinden önce
yaşayıp onun yerine kalmış bir akraba olmuştu.
Ama Halil, son dakikada, karısının not defterini
çıkarır. İçinde, bir satır vardı: “Senin bir
eşim olduğun an, beni koruyan bir hukuksuzluk
oldun.”
Ve o anda, ihalenin sonuçlanmasının ardından,
onun dosyası, karanlık bir silsileyi bozarak
yeniden başlatılır.
Sistem, bir fedakârlıkta yıkılmaz. Ama bu kez,
fedakârlık bir kahramanın değil, bir ailenin
değil; bir “başka kimliği bulunan adamın”
yaşamıydı.
İhale bitmiştir. İstanbul’un yüzü, bir daha asla
eskisi gibi olmayacaktır.


