Kadın, bir gece sokakta kaybolur. Gözlerini

kapatarak aklına gelen ilk şey, bir kuyunun sesi.

Kuyu, kentin kalbinde yer alır; herkes onun

varlığından bahseder ama kimse ona dokunmaz.

Kadın, kuyuya indiğinde karanlıkta ışık görür.

Işık, bir elin parmağını gösterir. El, kuyudan

çıkan bir yaratığın parçasıdır.

Kuyu, kentin mekanik yapısını değiştirir. Yer

altı kanallarında akışkan bir güç dolaşır; bu

güç, insanlara rüya verir, anıları siliyor.

Kadın, kuyudan çıkarken başka bir zamanı yaşamış

gibi hisseder. Onun adı, bir liderin hafızasında

yer alır. Lider, kentteki tüm güçleri kontrol

eder; ama kuyu, onun da bilgisini zorlar.

Lider, kadının kaybolmasını takip eder. Onu

bulmak için kuyuya iner. Kuyu, onu bir ruhsal

yere götürür. Orada, kadın ve liderin geçmişte

birlikte yaşadıkları bir anı vardır. Anı,

kuyunun gücüyle canlanır. Kadın, liderin özgür

olamayacağını fark eder. Lider, kuyunun

kontrolünü kaybedecek olursa, kentteki tüm denge

bozulur.

Kadın, kuyudan çıkmak istemeyince lider, onu

kuyuya geri itmek zorunda kalır. Kuyu, kadının

içine girdiği anda sessizce kapanır. Kadın,

kuyunun içinde kalmak zorundadır. Lider, kuyunun

kapısını kilitleyerek kentin yeni düzenini kurar.

Kuyu, artık sadece onun emriyle açılır.

Kentteki insanlar, kuyunun varlığını unutur. Ama

bazıları, kuyunun altında uyuyan bir ruh

olduğunu bilir. Kadın, kuyunun içinde sonsuza

dek bekler. Lider, kuyunun gücüyle kenti yönetir;

ama her gece, kuyunun sesini duyar. Ses, onun

eski sevgilisini çağırır. Lider, kuyunun

kapısını açmaz. Kuyu, onun bilincinde kalmaya

devam eder.