Bir uzay köşkünde, ışık yıldızları gibi parlayan

bir kadın, karanlıkta sessizce yürür. Görevi,

onunla aynı kanı taşıyan bir çocuğun

korunmasıdır. Ama dünya, artık farklı.

İnsanların beyni, sadece sahip oldukları

değerleri değil, onların hafızalarını da

depolayabilir hale gelmiştir.

Köşkteki her evde, yeni doğan bebeklerin

zihinleri, devletin kontrolü altındadır. Babalar,

anneler, hatta çocukların kendileri bile, aile

bağlarını unutamaz. Ancak bu kadının çocuğu,

bilinçsizce bir hatayı yapar: anneye ait olan

hafızayı, başka birine aktarır.

Devlet, bu olayı fark eder. Kadın, gizli bir

yerde saklanmak zorunda kalır. Ama koruyucusu,

onunla aynı hafızalara sahiptir. Onun için, bu

çocuk, geçmişte kaybettiği bir şeydir. Ona karşı

duyduğu sadakat, artık sadece görev değil, bir

içgüdüdür.

Köşkün en derininde, bir bina içinde, kadının

çocuğu ilk kez konuşur. Sesi, onun hafızasında

yankılanır. Koruyucu, bu sesi duyunca, kendi

yaşamındaki bir anı hatırlar. O an, onun özgür

olmasının sonudur.

İkisi, köşkten kaçmaya karar verir. Ama köşk,

artık onlara kapalıdır. Devlet, onları bulmak

için tüm hafızaları tarar. Kadın, koruyucusunun

hafızasını silmek zorundadır. Bu, onun için, bir

cesaret denemesidir.

Sonunda, ikisi, dışarıya ulaşır. Ama köşkün

sınırlarını geçerken, koruyucu, kendini bir

yerde bırakır. Kadın, çocuğuyla yalnız kalır.

Çocuk, onun hafızasını paylaşmaya başlar. Onlar,

artık birbirlerinin tamamı olurlar.

Köşk, artık onlar için yoktur. Ama hafızalar,

devamlıdır.