Bir gün, Asker Mehmet, uykusunda gizli bir

laboratuvarın kapılarını bulur. Bu yer,

rüyaların kontrol edildiği ve gerçeklikle

karıştığı bir alandır. O, burada bir "onurlu"

kimlik taşır; ama bu kimlik, rüya içindeki

olaylarla sarsılacak.

Rüya alemi, teknolojik bir sistemle yönetilir.

Her insan, uyku sırasında bir "rüya

hücresine"

bağlanır ve orada yaşamaya zorlanır. Rüyalar,

bireyin en derin korkularını ve arzularını

yansıtır. Bu sistem, toplumda yeni bir sınıf

oluşmasına neden olur: "Rüya Yönetime" sahip

olanlar, uyanık dünyada da güç kazanır.

Mehmet, bu sistemin içindeki bir askerdir. Onun

görevi, rüyalarda dengeleri korumaktır. Ancak,

bir gece, bir kadın rüyasında ona karşı gelir.

Kadın, onun geçmişindeki bir silahın sahibidir.

Onun adı, Zeynep. Uyanık dünyada, onunla hiçbir

bağlantı yoktur. Ama rüyada, onunla evlenmeli

olduğunu öğrenir.

Rüya yonetimi, bu tür ilişkileri yasaklar. Onlar,

"rüzgarlı alanlara" düşerse, her ikisi de

kaybolur. Mehmet, bu yasayı çiğnemek zorundadır.

Zeynep, onun hedefi haline gelir. Rüyada, onunla

birlikte kaçar. Ama rüya yonetimi, onları

yakalamak için bir "gölgelik" gönderir.

Gölgelik, Mehmet'in eski bir dostudur. Onun

amacı, onu tekrar rüya yonetimine sokmaktır.

Ancak, Mehmet, Zeynep ile birlikte kalmak

istiyor. Gölgelik, onlara bir şans tanır: "Eğer

sen onun rüyasında onurunu kaybedersen, seni

asla geri alamayız."

Mehmet, Zeynep ile birlikte rüyada bir savaşı

başlatır. Rüya yonetimi, onların kurtulmasını

engellemek için tüm güçlerini kullanır. Ancak,

Mehmet, Zeynep'in rüyasındaki onurunu korur. Bu,

rüya yonetimi için bir yıkım olur. Onlar, artık

kontrol edilemez hale gelir.

Sonuçta, Mehmet ve Zeynep, rüya aleminde kalmak

zorundadırlar. Uyanık dünyada, onlar artık kimse

değildir. Ama rüyada, onlar birbirlerinin

onurlarını taşırlar.