1925’in sonunda, Erzurum’un kuzeyindeki bir

kırsal mahalle, yeni cumhuriyetin emriyle

tamamen yeniden adlandırılır: “Yeni Şehir”. Bu

değişiklik, sadece harita değil, toprak

haklarının tanımı da değiştirir. Devlet, her

arazinin “kayıt altına alınması” şartını getirir;

bir bireyin mülk sahibi olabilmesi için 1914’te

yapılan vergi defterlerine kayıtlı olması

gerekir. Eski miraslar, artık dijital kayıt

sistemiyle çürük bir kağıt gibi görülür.

Bir çocuk, babasının ölümüyle birlikte evinin

anahtarlarını alır. O, yalnızca 17 yaşında ama

aile geleneğine göre “varis” olarak kabul edilir.

Ailesinin taşınmış eski köyüne geri döner, ancak

1914’te kayıtlı arsaları yoktur. Toprak,

devletin elinde.

İlk kez, bir kıyıda, annesinin mezarına gitmek

ister. Ancak o gece, rüzgâr birden durur.

Denizin üstünde, annesinin görünüp kaybolduğu

bir gölge belirir. Gölgelerin arasında,

annesinin sesi duyar: “Sen bu toprağa değil, bir

kaderle bağlısın.”

O gece, köyün en büyük kuyusuna iner. Kuyunun

dibinde, kırık bir ampulün altında, bir tablo

bulunur: 1903’te çekilmiş, ağzı kapalı bir kadın

resmi. Arka tarafta, “Mehmet Efendi – İsmet

Paşa’nın hizmetinde” yazısı. Birkaç ay sonra,

bir telgraf gelir: “Kesinlikle, 1914’te kayıtlı

değildir. Mülkünüz iptal edilmiştir.”

Kibirli Varis, yarın sabah evini satmaya

giderken, kuyuya bir daha iner. Bu sefer, resmin

önünde bir çiçek bırakır. Çiçek, ışığa

dokunduğunda, resimdeki kadının gözleri açılır.

Sonra, şehir merkezinde, bir kılık değiştiren

bir adam, belediyede imza atar: “Kader Bağına

bağlı olan, ailemirasıyla birlikte diriltildi.”

Resim, şimdi koyu bir şemsiye altında, yerinden

kaldırılmıştır.

Haber, bir köydeki köylünün ağzından şehre

yayılır. Kimse bilmez, ama herkes bilir:

“Ailesinin canı, kuyuya girdi, kuyudan çıktı.”

Erkek, 1926’nın Nisan’ında, bir köprüden aşağı

atılır. Biri, “Neden?” diye sorar. Onun cevabı,

hiçbir zaman yazılmaz.

Ancak, kuyunun dibinde, yeni bir fotoğraf

görünür: aynı kadın, ama 1930’daki bir mecliste,

sol elinde bir kalemtıraş.

Ve bu, kader bağının tek başına gecikmemesi

anlamına gelir.