1924’te, Anadolu’nun bir köyünde, Osmanlı’dan
kalmış bir hanedanın tek kalıntısı olan bir ev,
30 yıl boyunca tarihi belgelerle sadece bir
“hazine” olarak bilinirdi. O gün, Cumhuriyet’in
yeni kanunları geçerli olmaya başlar: tüm
bireysel mülkiyet, devletin kütüğüne kaydedilir;
“miras” ismiyle yapılan her taşınmaz aktarım,
resmi mahkemeye tabidir. Bu mevzu, köydeki dört
ailenin birbirine bağlı varlığını çökertir.
O sırada, bir sabah, caminin çatısında
kurutulmuş çoraplarla kaplı bir erkek, kırık bir
saate bakarken bulunur. Adı Bilal, yüzü tamamen
kumaşla örtülü. Sadece bir elinde, babasının
eski bir defteri var — içinden bir soy ağacı
çizimi çıkmıştır. Bu defter, aile hekimliğinin
kapanmasıyla birlikte yitmiş, ama şimdi yeniden
ortaya çıkar.
Yabancı, doğrudan devlet kütüğüne başvurur: “Bu
ev, 1876’da Hacı Şevket’e verilmiş, asıl malik
olduğu yazılmış.” Devlet, bu arşivden bir kopya
alır. Ama 1923’ten sonra, Osmanlı miras
haklarının hiçbir şekilde devredilmesi yasaktır.
Buna rağmen, Bilal’in defterindeki çizim, beş
nesil önceki vasiyeti gösterir: “Ev, ilk oğlunun
eline geçecek, ancak o da başka bir aileye
verilemez.” Bu, devletin kanununa aykırı bir
“görev” tanımıdır.
Devlet, Bilal’i tutuklamak istiyor. Ama köy
halkı, onu yıllardır biliyor. Onun bir “gizemli
yabancı” olmadığını, sadece “sözünü tutan bir
çocuk” olduğunu düşünüyor. Köylüler, ona su
vermek yerine, çoraplarını dikmek için iğne ve
ip toplar.
Bir gece, Bilal’in defterindeki soy ağacı, bir
aile hikâyesi değil, bir silah olarak ortaya
çıkar. Dört aile, geçmişte birer birer
birbiriyle evlenerek, kalan mirasın kendilerine
geçmesini sağlamış. Her evlenme, bir “gizli
anlaşma” ile yapılmıştır. Ve en son, 1920’de,
bir aile kızı, kendi babasının emriyle, bir
yabancıya “zorla evlendirilmiş”.
Bilal, bu kızın torunu. Ve artık, devletin
kanunuyla değil, aile hukukunun altındaki bir
sorumluluk taşıyor.
Köyde bir bayram günü, evin önünde, ailelerin
hepsi toplanır. Devlet yetkilisi, evin devrine
karar verir. Ama Bilal, saate bakar. Son kez.
Saat, 1923’ün 23 Nisan’ı gösterir. O günden beri,
kırık bir saat, “geçmişe geri dönmek” için
durmamış.
Ve Bilal, evi açar. İçinde, bir cıvık dolu kasa,
bir kadın resmi, bir yazışma: “Beni zorla
evlendirdiler. Ama ben bir adamın annesi oldum.
Miras, sadece kanla değil, sadakatle de
aktarılır.”
Saatin akrep, 12’yi gösterir. Devlet yetkilisi,
elini kaldırır. Ama köylüler, birbirlerinin
elini tutar. Ev, kapatılmaz. Bilal, saati kapağa
koyar.
Hüzünlü bir gecede, köyün sesi kesilir. Bir daha
asla “miras” diye bir şey duymazlar. Ama ev,
kırık bir saatin altında, hâlâ açık kalır.


