Yeni tip bir hastalık, şehri altüst eder.

Hastaneler dolup taşar, yetkililer

sessizliklerini korur. Bir gün, gururlu bir

mirasçı, hastalığın içinde kaybolur. Ailesi onu

aramaya başlar ama kimse onun izini bulamaz.

Bir ay sonra, onun cesedi evde bulunur. Ama o,

ölmüş değildir. Gözleri açık, bedeni sadece

donmuş gibi durur. Doktorlar bunu "kurtulma"

olarak tanımlar. Ancak, aile onu hemen yatakta

tutar, ona her şeyi unutturmak için ilaçlar

verir.

İlk haftalar, yalnızca sessizlik. Ama ikinci

ayda, o, kendi hayatını hatırlamaya başlar. Ama

bu hayat, artık ona yabancıdır. Ailesi, onun

yerine yeni bir yaşam kurmuştur. Onun adı

silinmiştir. Yeni bir kimlik vardır.

O, kendi mirasını almak ister. Ama kanunlar,

onun hayatta olmadığını söyler. Mirası, başka

biri tarafından alınmıştır. O, hukuki olarak

ölmüş sayılır. Bu, onun için bir ceza olur.

O, gizli bir yol izler. Daha önce tanıdığı bir

kişiye gider. O, onun eski hayatını bilir. Ona,

bir plan sunar: bir sözleşmeli nikah. Ama bu

nikah, sadece kâğıt üstüdür. O, bu nikahla

mirasını geri alabilir.

Nikah, kapatılır. Ama o, hâlâ kendi hayatı

üzerinde kontrol sahibi değildir. Aile, onu

sürekli izler. Onunla ilgili her şey, onun eski

hayattan kalma izlerdir. Ama o, yeniden bir adım

atar.

Bir gece, o, ailesinin gizli bir hesabını

kestirir. Hesap, mirasın gerçek konumunu

gösterir. O, bu hesaba ulaşır. Ama bu, onun için

bir anlama sahiptir: miras, onun için değil,

başka biri için saklanmıştır.

O, bu bilgiyi kullanır. Ama bu, onun için sadece

başlangıçtır. Mirası geri almak, sadece bir adım.

Onun gerçek hedefi, ailesinin sırlarını

çözmektir.

O, bu sırları çözerken, kendi geçmişini de

hatırlar. Ama bu geçmiş, sadece karanlık ve

kayıp ile doludur. O, bu hatayı düzeltmek için,

kendini kaybeder.

Sonuç, o, kendi mirasını alır. Ama bu miras,

onun için bir kaderdir. O, artık eski hayatına

geri dönmeyecek. Ama bu, onun için bir

başlangıçtır.