1923 yılında İstanbul’un sokaklarında, bir
ressamın tuvali üzerindeki renkler kırılır. Eski
bir hanımefendiye ait olan bir eser, yeni bir
sahiplenme sürecine girer. Sanatçı, bu eseri
alırken içinde bir bebek bulur; çocuk, bir
zamanlar kaybolmuş olan bir ailenin mirasını
taşıyor.
Toplumsal statü, elden ele geçerken, sanatçı’nın
evine gelen bir kadın, bebeği tanıdıkça,
geçmişin gizemleri ortaya çıkar. Aile
entrikaları, bu olayı kademeli olarak
çalkalayarak, sanatçının yaşamına sızar. Bebek,
bir zamanlar mafya liderinin kızıydı; onun adı,
yıllar sonra yeniden anılır.
Sanatçı, bebeğin kimliğini öğrenirken, kendini
bir aile bağlamında bulur. Geceler boyu, eserin
arkasındaki gizemi çözer; ama bu bilgi, onu bir
tehdit altında bırakır. Bir gün, eser, bir
başkasının eline geçer; sanatçı, bu durumdan
kaçmak zorunda kalır.
Kurbanlık edilmiş bir evde, bebeği saklayan
sanatçı, bir an ne olduğunu anlar: o, aile
entrikalarının merkezinde yer alıyor. Olaylar,
onu karanlık bir seçim yönünde iter; ama bu
seçim, onun kaderini değiştirebilir.
Bebeğin gerçek annesi, yıllar sonra gelir; ama
bu buluşma, bir başka cinayete yol açar. Sanatçı,
bu sonucu görünce, kendini bir kurtarıcı gibi
hisseder. Ama bu kurtarma, sadece bir
başlangıçtır. Toplumsal statü, onu yeniden bir
meşrulaştırır; ama bu meşruluk, ona yeni bir
sorumluluk getirir.
Umutlu bir şekilde, sanatçı, bebeği koruyarak,
kendi hikayesini yeniden yazmaya karar verir. Bu
kararı, yalnızca bir kez alır; ama bu kez, her
şey değişir.


