Yeni Çağ'ın ilk yıllarında, İstanbul'un

sokaklarında dolaşan bir adam, ailesinin

kaybolan mal varlıklarını ararken eski bir evin

anahtarını bulur. Evin içindeki kitaplar,

1920'lerdeki bir soydan kalma belgeleri

barındırır. Adam, bu belgelerin altında bir

mezarın olduğunu fark eder.

Bir gün, o mezarın sahibi olduğu iddia edilen

bir kadın, onu evine davet eder. Kadın, miras

paylaşımı için gelen bir hukukçudur. Ama kadının

gözlerinde, bir önceki nesilden gelen bir öfke

yanar. Adam, bu kadının eski bir akraba olduğunu

öğrenir; o da, babasının en yakın dostu olan

biri.

Adam, mirasın gerçek sahibi olmadığını anlar.

Kadın, mirası ona vermek yerine, onun ailesini

yok etmeye çalışır. Bir gece, adamın evine giren

bir grup kişi, ailesinin tüm mülklerini ele

geçirmek ister. Adam, bunu engellemek için bir

yol arar.

O sırada, kadın, mirasın tamamını kendisine

bırakmak için bir sözleşme sunar. Adam, bu

sözleşmenin altında gizli bir şart olduğunu fark

eder: aile bağları koparılacak, herkes

unutulacak. Adam, bu şartı kabul etmeyi reddeder.

Kadın, bu kararla çatışır. Olaylar, bir karanlık

yolda tepeye çıkar. Adam, ailesinin mirasını

korumak için, eski bir silah kullanır. Kadın, o

silahın ailesinden geldiğini bilir. Silah, bir

zamanlar babasının elindeydi.

Adam, kadının ailesini mahvetmiş olmanın

bedelini öder. Kadın, o silahla kendini öldürür.

Adam, mirasın gerçeğini öğrenir: ailesi,

1920'lerde bir savaşta zarar görmüş, bu yüzden

eski malları kaybetmiş. Kadın, bu gerçeği

biliyordu ama onu kurtarmak istememiştir.

Adam, ailesinin adını yeniden tarihe yazdırır.

Ama bu, onun içine kapanmasına neden olur. Yeni

bir başlangıç yapmak zorunda kalır.