Yeni doğan bir kız, babası tarafından Osmanlı'ya

ait bir kuyuya atılır. Kuyunun dibindeki taş,

onun göğüslerine vurur ve o an ışıkla dolup

yanar. Kadın, bu olaydan sonra her gecenin

sonunda bir yıldızı görebilir.

Kadın, ailesinin gizli bir hukukuna tabidir: her

kız, baba tarafından belirlenen bir erkekle

evlenmelidir. Ancak bu kız, kuyudan çıkan

yıldızın ışığında bir başka erkek gördü; onunla

tanışmak istiyor.

Aile, bu isteği yasaklar. Kadın, kuyuya döner ve

yıldızın ışığında bir kâğıt bulur. Kâğıtta, bir

şifrelemeyle yazılmış bir mesaj vardır:

"Karanlık bir yolun sonunda seni bekliyor."

Kadın, bu mesaja uyarak gizlice şehre çıkar.

Şehirde, bir mafya lideri tarafından işe alınır.

Onun emriyle, bir kiralık evde çalışır. Ama her

gece, yıldızın ışığı onu bir yerlere yönlendirir.

Bir gece, yıldızın ışığı bir kemerin üzerinde

duran bir erkeğe ulaştırır. Erkek, kemerin

altında bir silah taşıyor. Kadın, onunla

konuşmaya karar verir. Erkek, kemerin altında

bir lanetli nesne olduğunu söyler: bir kara taş.

Taş, sahibine tüm isteklerini verir, ama bedeli

canıdır.

Kadın, taşı alır. İlk isteği, ailesinden özgür

olmaktır. Ama bir ay sonra, ailesinin hepsi

birden kaybolur. Kadın, bu olayı bir cinayet

olarak algılar.

Erkek, taşın başka bir sahibi olduğunu açıklar.

O da aynı isteği yapmış, ama bedelini ödemek

zorunda kalmıştır. Kadın, taşın gücüne karşı

koymak için, karanlık bir yolda bir kavga

başlatır.

Kavga sırasında, taş, onun gözlerine dokunur.

Gözlerinde bir ışık yanar. Kadın, artık herkesin

düşlerini görebilir. Ama bu yetmez. Daha

fazlasını istemek zorundadır.

Karanlık bir gün, kadının gözleriyle birlikte,

şehirdeki tüm mafya grupları bir araya gelir.

Onlar, taşın gücüne sahip olmak istemektedir.

Kadın, bu güçten uzaklaşmak ister. Ama taş, onu

bağlar.

Sonuçta, kadın, taşın içindeki karanlığı

kendisine dönüştürür. Mafya liderleri, onun

gözlerindeki ışığı görünce kaçar. Kadın, artık

karanlığın efendisi olur.

Yıldız, kuyuda yeniden yanar. Bu kez, başka bir

kızın yüzüne yansır.