Cumhuriyet Dönemi'nin başlarında, bir askeri

hukukçunun oğlu, annesinin gizli kimliğini

öğrenir. Babası, 1920'lerde kurulan yeni

devletin içinde sadece bir memur değil, aynı

zamanda eski Osmanlı'nın bir gizli ağının

üyesidir. O gün, aniden kaybolan bir evrak

dosyası, onu bir başka dünyaya sürükler.

Paralel Evren, ona sadece bir teori olarak

verilir. Ama bu evrende, Cumhuriyet'in ilk

yıllarında işlerini yapan bir mafya babası, onun

gerçek kişiliğini bilir. Kadınlar, gizli

anlaşmalarla evlenir; erkekler, kendi kanlarıyla

bağlanır. Burada, sadakat sınaması, yalnızca bir

kelime değil, bir kuraldır.

Acımasız Mafya Babası, onu bir nikah

sözleşmesine zorlar. Onun, bu evrendeki eşi

olacak. Ama o, bu evrenden farklıdır. Orada, bir

adalet memuru olarak yaşamıştır. Burada, bir

gizli kavim lideri olarak yaşamaktadır. Bu

çelişki, onu bir seçimle karşı karşıya getirir:

sahip olduğu geçmişteki adaleti mi koruyacak,

yoksa buradaki kaderi mi kabul edecek?

Sadakat Sınavı, bir tür kovuşturma sistemiyle

şekillenir. Her adımı, bir şifre gibi hesaplanır.

Kimse, kendi zamanını değiştiremez. Ama bir kişi,

bu kuralları kırabilir. Bir hatalı adım, tüm

sistemleri bozabilir. Ve bu, onun için son bir

karar olur.

Cumhuriyet Dönemi, artık sadece bir tarih değil,

bir mekan da olur. O, bu mekanda, kendi özüyle

yüzleşir. Birisi, onun aile bağlarını bozmak

istersede, diğerleri, onun kaderini korumak

ister. Ama hepsi, bir şeyi unutur: bu evrenler,

her ikisi de aynı insana ait. Ve sadakat, sadece

bir test değil, bir doğrulamadır.

Umutlu bir sonuç, elde edilir. Ama bu, yalnızca

bir başlangıçtır. Yeni bir dünya, onun kendi

kaderiyle şekillenir.