Kırk beş yaşında bir erkek, şehir dışına atılır.

Mahalledeki tüm adamların gözünde oğlancağız

olarak kalır. Bir kaza sonucu ailesi kaybeder;

artık tek mirasçısıdır. Yeni bir hayat kurmak

için, bir hanımefendiye evlilik teklifi eder.

Evlilik sözleşmesi imzalanır, ama gizli bir şart

vardır: o evdeki eski kadınların izleri

temizlenmelidir.

Hemşire, yıllar önce ölen bir kadının hukuki

mirasını devralır. O ev, 1923'ten beri aynı

yerde durur; mimarisi, mekanik yapısı, hatta

çatısındaki damarlar, Cumhuriyet'in ilk

yıllarında yapılmıştır. Eski ev sahibinin

taşınması, yeni sahiplerin gelmesiyle birlikte,

her şey değişir. Ancak evin içindeki bir odada,

hiçbir zaman açılmayan bir kapı vardır.

Hemşire, bu kapıyı açar. İçinde, bir zamanlar

çok büyük bir ailenin anılarını barındıran bir

kasa bulunur. Kasa içinde, kara kağıtlar, dini

talimatlar, ve bir baba tarafından bırakılmış

bir mektup. Mektupta, o dönemdeki bir liderin

bir hata yaptığı, aileye zarar verdiği anlatılır.

Hemşire, bu bilgiyi paylaşmaz. Ama o gün sonra,

evin başka bir yönü ortaya çıkar: her gece, bir

ses duyar; karanlıkta bir gölge görünür.

Erkek, evdeki gizemi çözmeye çalışırken,

hemşirenin geçmişindeki bir trajediyi öğrenir.

Onun da bir ailesi vardı; o aile, Cumhuriyet'in

ilk yıllarında siyasi bir suça karışmış, tamamen

yok edilmiştir. Hemşire, bu bilgiyi saklamak

zorunda kalır; çünkü bu bilgi, yeni ev

sahiplerinin hukuki konumunu tehlikeye atabilir.

Kapı açılırken, evin tüm duvarları sarsılır. Bir

anlama ulaşılır: bu ev, bir adalet sisteminin

kopyasıdır. Her şey, geçmişte yapılan hataların

cezasını verir. Hemşire, bu sistemle yüzleşir;

ancak onun da bir hata yapmış olması gerekir. O

hata, şu anda gerçekleşir: bir kere daha, o evin

içindeki bir ses, onu fark etmeden kendi

kaderini belirler.

Ev, karanlıkta sessizce kapanır. Hemşire, o

kasanın içindeki mektubu okur. Sonunda,

karanlıkta bir yanıt bulur: o, yalnızca

kurtarılmak istenen değil, aynı zamanda

kurtarıcıdır.