Yeni cumhuriyetin ilk yıllarında, İstanbul'un
dar sokaklarında bir asker, silahını bırakıp
evine döner. Onunla birlikte, babasının
ölümünden sonra saklı kalan bir mektup da gelir.
Mektupta, ailesinin büyük bir mülkün mirasçısı
olduğu belirtilir; ancak bu miras, bir mafya
liderinin emriyle elden çıkarılmıştır.
Asker, ailesinin geçmişini araştırmaya başlar.
Bir baba oğul arasındaki gizli bağ, onu bir
karanlık ağın içine çeker. Oysa, bu ağaçtan
çıkan meyve, hem koruyucu hem de düşman olabilir.
Babası, bir zamanlar Cumhuriyet'in
kurucularından biriymiş. Ancak onun adı, siyasi
mücadelelerde temizlenmiştir. Asker, bu bilgiyi
öğrenince, ailesinin mirasını geri almak için
tek bir yol bulur: babasının vasiyetiyle ilgili
bir belgeyi ortaya çıkarmak.
Belge, bir tarihte kayıtlı, ancak artık yok olan
bir köye ait. Asker, bu köye giderken, bir mafya
grubu tarafından takip edilmeye başlar. Bu grup,
babasının vasiyetini parçalayarak, aileyi
tamamen yok etmek istemektedir.
Köyde, asker, bir kadınla tanışır. Kadın,
babasının eski bir dostunun kızıdır. Onunla
birlikte, vasiyetin sırrını çözmeye çalışırlar.
Ancak, bu sır, aile entrikalarına ve güç
mücadelesine dönüşür. Kadın, asıl mirasın
kendisine ait olduğunu fark eder.
Asker, bu bilgiyi öğrenince, koruyucu rolünü
yeniden üstlenir. Ama bu sefer, yalnızca
ailesini değil, aynı zamanda kadını da korumak
zorundadır.
Mafya, bu durumu kabullenmez. Bir gece, köyün
sınırlarında bir saldırı planlanır. Asker, bu
saldırıyı engellemek için tüm gücü kullanır.
Saldırı, onun kendi kuvvetiyle sona erer.
Vasiyetin sırrı, asıl sahibine dönüyor. Ama bu
dönüşüm, asilerin kaderini de değiştirir. Asker,
artık yalnızca bir asker değil, bir koruyucu
olarak anılır.


